|
"ONLARLA
YAŞA, SONRA BAĞIŞLA"

Sık Sorulan Sorular
Herkesin organı herkese
takılabilir mi ?
Hayır ! Organ naklinde doku ve
organların uyumu esastır. Nasıl herkesin kanı herkese
verilemiyor ve bir takım kan gruplarına dikkat
ediliyorsa, aynı şey organ naklinde de söz konusudur.
Nakledilecek organa göre uyum kriterleri
değişebildiğinden, bu esaslara dikkat edilmezse, organ
takılan kişi yani “alıcı“ nın vücudu organı yabancı bir
madde olarak algılayacak ve reddedecektir.
Özellikle 1960 lardan sonra
bağışıklık önleyici ilaçların (immunsuppresive) tıpta
kullanılmaya başlamasıyla, günümüzde transplantasyon
uygulamaları büyük bir hız kazanmıştır. Çünkü
saptanabilen bütün dokuların uyumuna rağmen bugün
bilemediğimiz pek çok faktör nedeniyle vücut yabancı
organı tanıyıp reddetme eğilimindedir. Bu ilaçlar
sayesinde bağışıklık sistemi bir nevi kandırılarak
organın yaşatılması hedeflenir. Yine de bu ilaçlar doku
uyumu gereksinimini tamamen ortadan kaldıramazlar. Bu
nedenle başarılı bir transplantasyon için hem uyumlu
organ hem de bilinçli bir immunsuppresive tedavi
esastır.
Takılacak Organlar Kimlerden
Temin Edilir ?
Bugün dünyada iki tip
transplantasyon biçimi uygulanmaktadır.
Canlı vericili transplantasyonlar
Kadavra vericili transplantasyonlar
Birinci şekilde takılacak organ
yaşamakta olan bir başka insandan alınır. Böbrek gibi
çift organların biri , tek organların da bir parçası
diğer bir kişiye takılmak üzere alınır. Tabiatıyla
kalbin canlıdan nakli söz konusu olamaz.
İkinci şekilde ise organları alınan
kişi tıbben ölmüştür. Nakil için uygun olan tüm
organları alınarak, ihtiyacı olan ve doku uyumu bulunan
hastalara nakledilir. Transplantasyonda ilk uygulanan ve
asıl uygun olan yöntem budur. Böylelikle sağlıklı diğer
bir kişinin de hayatı riske edilmemiş olacaktır. Ancak
organ bekleme listelerinin giderek kabarması ve ihtiyacı
karşılayacak kadar organ bulunamaması birinci yöntemin,
yani canlıdan nakillerin de tıp dünyasına girmesine
neden olmuştur.
İşte bu nedenle kadavradan organ
bağışlarının yaygınlaşması büyük önem taşımaktadır.
Böylelikle organlar birkaç ayda toprak olup
gideceklerine hem bir insanı yaşatacaklar hem de başka
bir insanın hayatını riske atılmaktan kurtarmış
olacaklardır.
Organ Bağışının Manası ve Önemi
Organ bağışından ne kastediyoruz ?
Organ bağışı, yaşarken yaptığımız bir bağış ama
ölümümüzden sonraki bir uygulamayı yansıtıyor. Canlı
vericilerden yapılan nakillerde organlarından birini ya
da bir parçasını bağışlamak organ bağışı kapsamında
mıdır ? Organ bağışının ailemizi ilgilendiren yönleri
nelerdir ?
Canlıdan nakillerin genellikle
akrabalar arasında olması münasebetiyle tam bir bağış
sayılmaması doğaldır. Akraba olmayan bağışlarda da
özellikle dünyada uygulandığı şekliyle yakınlığın
yanında diğer menfaatlerin de bulunabileceği göz ardı
edilemez. Zaten canlıdan nakiller tıp etiği yönüyle de
sağlıklı bir insanın hayatının riske edilmesi açısından
bazı soru işaretleri taşımaktadırlar. Yine de bulunan
organların yetmediği bu koşullarda insanları kurtarmanın
yegane yolu olmaları münasebetiyle kaçınılmaz olarak
uygulanmaktadırlar.
Asıl organ bağışı kavramı ise
kadavra nakilleri için kullanılmaktadır. Yaşam boyu
kullandığımız bizi yaşatan organlarımızın, öldüğümüzde
bambaşka hem de tanımadığımız insanları yaşatmak
amacıyla kullanılması ve bu organlardan, bağışlayanların
herhangi bir menfaatinin olmaması, kavram olarak gerçek
bir bağış olduğu gibi aynı zamanda büyük bir insanlık
örneğidir de.
Bu aynı zamanda insanın yaşama
duyduğu saygının da bir ifadesidir. Dünyanın malının
dünyada kalacağı bilinciyle, sadece insana has olan
ardında bir şeyler bırakabilme, insanlık adına da bir
şeyler yapabilme duygusunun da doruk noktasıdır. Belki o
anda organları bağışlanan kişi bunun bilincinde
olamamaktadır ama zaten tüm dünyada olduğu gibi
ülkemizde de bu bağış daha ziyade yaşayanları
ilgilendiren bir olgudur. Ölen kişinin bağış kartı olsa
da olmasa da bağışı yapacak olanlar ölenin yakınlarıdır.
Yakınlarının istememe halinde kişinin kendi organ bağışı
hiçbir şey ifade etmez.
O nedenle organ bağışı denildiğinde
kendimize sormamız gereken asıl soru; kendi
organlarımızı bağışladığımız kadar en sevdiklerimizin
organlarını bağışlayıp bağışlayamayacağımız olmalıdır ?
Görüldüğü gibi bu çok zor bir sorudur. Ama bir gün organ
bekleyen bir yakınımızın olabileceği gibi organını
bağışlamak veya bağışlamamak durumunda kalacağımız bir
yakınımız da olabilir.
Ölümden Ne Kadar Sonra
Organlar Alınabilir ?
Her ölümden sonra organların
kullanılması ne yazık ki mümkün olamamaktadır. Hangi
şekillerde ölüm vuku bulduğunda organların
kullanılabileceği büyük önem taşır. Böylelikle kamu
oyunda sıkça konuşulduğu gibi deprem gibi felaketler
sonrasında cesetlerin organlarının alınmasının mümkün
olmadığı da anlaşılmış olur.
Kadavradan organ nakli dediğimiz zaman, kalbi durmuş bir
insandan söz etmiyoruz. Yani evinde ya da kaza
mahallinde veya deprem veya afet bölgelerinde kalbi
durmuş ve döndürülememiş bir insanın organları organ
naklinde kullanılamaz.
Sadece ve sadece beyin ölümü
gelişmiş yani tıbben ölmüş ama organları zarar görmemiş
insanların organları diğerlerine nakledilebilir. Bunun
içinde kalbin hala çalışıyor olması gereklidir.
Bunu duyar duymaz içimizde hemen bir
kuşku doğuyor; “Yoksa insanların organları ölmeden mi
alınıyor ?”
Asla !
Tıp bugün gelmiş olduğu düzeyde pek
çok noktada kesin verilere ulaşmış olamasa da artık bir
şeyin ayrımını kesin ve tartışmasız olarak yapabiliyor.
O da “ölüm ve yaşam”. Neyin ölüm neyin de yaşam olduğuna
dair artık en ufak bir kuşkumuz yok. Eğer tıbbın böyle
bir kuşkusu olsa idi organ naklini de zaten aklımıza
getiremezdik. Çünkü tıpta en temel ilke her bireyin
kendi yaşam hakkı olduğu ve trilyonda bir yaşama dönüş
şansı bile olsa bu şansın sonuna kadar kullanılması
gerektiğidir. Hiç kimse için nasıl olsa ölecek tabiri
kullanılamaz. Onu sadece Tanrı bilir. Dolayısıyla ölüm
anına karar vermek de biz doktorların değil, Tanrı’nın
bileceği bir iştir. Beyin ölümünün tam ve kesin olarak
ölüm demek olduğunu bildiğimiz ve bundan her şeyden çok
emin olduğumuz için organ naklini söz konusu
edebiliyoruz.
Beyin Ölümü Nedir ?
Beyin ölümü kesin olarak tam bir
ölümü ifade eder. Bunun şüpheye mahal bırakmadan
anlaşılması herkes için büyük önem taşır. Bir yakınımızı
kaybettiğimizde, bazen toprağa verdikten sonra bile
öldüğüne inanamıyoruz. Dolayısıyla böyle bir kavramla
karşılaştığımızda aklımızda soru işaretlerinin kalmamış
olması gerekiyor.
Ölümün ruhsal anlamda tanımını yapmak biz hekimlere
düşmez. Bu son derece derin ve felsefi bir konudur. Biz
ancak ölümün biyolojik yönü üzerinde konuşabiliriz. Bunu
yapabildiğimiz içindir ki, bedenleri öldükten sonra
toprağa gömebiliyoruz. Eğer bu biyolojik sonlanmayı
bilemeseydik ve tanımlayamasaydık hiç kimseyi gömmememiz
gerekirdi.
Kesin tanımını kazanmadan önce
ölümün tanımı, tarih içinde bazı değişiklikler geçirmiş
ve uzun yıllar boyu kalbin durması şeklinde
tanımlanmıştı. Ama kalp durmasının artık ölüme delalet
etmediğini sadece doktorlar değil pek çok insan bugün
biliyor. Belli bir zaman içinde müdahale edildiğinde
kalbin durduktan sonra tekrar çalıştırılması ve yaşama
geri dönüş artık filmlerde ve romanlarda bile pek çok
olaya konu oluyor…
İnsanın ölümü tamamıyla beyinde vuku
bulan bir olaydır. İnsanı tanımlayan ve insan yapan her
şey; aklı, zekası, duyguları, kişiliği hepsi beyninde
saklıdır ve diğer tüm organlar bir bütün halinde onu var
etmek için çalışırlar. Beyin de bir ana kontrol merkezi
gibi tüm bu organların birbiriyle uyum içinde
çalışmasını sağlar. Bu ana kontrol ortadan kalktığında,
her organın kendi otonom bir ömrü vardır. Koordinasyon
ortadan kalktığından ortaklık bozulur ve hepsi belli bir
süre içinde biyolojik canlılığını yitirir. Bu süre
maksimum 72 saattir. Bu nedenle bugün artık kesin olarak
biliyoruz ki beyin ölümü tam anlamıyla ölümü ifade eder.
Bu 72 saatlik süre içinde organların canlılığını
koruyabilmesi için çok yoğun bir tıbbi bakımın yanında
bedenin solunum cihazına da bağlı olması gerekir. Bu
bakım süreci hastayı yaşatmaya yönelik değildir. Hasta
kaybedilmiştir. Bu bakımdan amaçlanan organ bağışında
bulunulursa organların bir süre daha yaşatılmasıdır. (
72 saat ). Organ bağışında bulunulmadığında beden
solunum cihazından ayrılır. Dünyanın her yerindeki
hukuki uygulama da bu şekildedir. Ülkemizde de bu süre
içinde organ bağışı olmadığında bile vakanın yakınları
isterlerse cenazelerini alabilirler.
Neden Organ Nakli ?
İnsan organizmasının kusursuz bir
biçimde çalışabilmesi için pek çok organın belli bir
uyum içinde faaliyet göstermesi gerekir. Kalbin, kanı
pompalaması, akciğerlerin oksijeni (O2) kana verip,
karbondioksidi (CO2) kandan uzaklaştırması, böbreklerin
vücuttaki toksinleri ve artıkları süzmeleri,
karaciğerinde bir merkez laboratuarı gibi pek çok
biokimyasal reaksiyonu gerçekleştirmesi bu
faaliyetlerden bazılarıdır.
Bu saydıklarımız ve diğer pek çok
organ bir arada uyum içinde insanı diğer bir tabirle
beynimizi yaşatmak için uğraşırlar. Herne kadar beynimiz
bir ana kontrol merkezi gibiyse de aslında tüm bu
organlar fonksiyonlarının büyük kısmını kendi başlarına
gerçekleştirirler. Yani hepsinin insan organizması
adına ortak bir faaliyet biçimi olduğu gibi, kendi
içlerinde de ayrı yaşamları mevcuttur.
Bu organların herhangi birinde
fonksiyon bozukluğu olduğunda hastalıklar ortaya çıkar.
Bu fonksiyon bozukluğu tedavi edilemez veya geri
dönülemez boyutlara geldiğinde, artık yaşam için tehdit
oluşmaya başlamış demektir ve fonksiyon kaybı
ilerledikçe yaşam da giderek sonlanmaya başlar.
İşte bu aşamaya gelmiş bir insanın
artık yaşamını sürdürebilmesi için yeni bir organa
gereksinimi vardır. Söz konusu organ böbrekse yaşamının
geri kalanını dializ makinelarına mahkum olarak geçirmek
zorunda kalırken, yetmezliği olan organ kalp veya
karaciğer gibi organlardan biriyse insanın yaşamı ciddi
bir tehdit altına girmiş demektir. Zamanında organ
bulunamazsa bu hastaların hepsi ne yazık ki
kaybedilirler.
Organ nakli bu hastaların
yaşayabilmesi için bugün dünyadaki yegane tedavi
şeklidir. Bir takım genetik çalışmalar veya kök hücre
nakli gibi araştırmalar bütün hızlarıyla devam etseler
de tedavi programlarını ne ölçüde etkileyecekleri henüz
kesinlik kazanmış değildir.
Kent Hastanesi Organ Nakli'ni desteklemektedir...
 |