Dil :
 
 
 
       KLİNİKLERİMİZ
 
 Arama :  
 

    Nefroloji

 

 
Giriş
Online Randevu
   
   
   


 


 
Uzm. Dr. Serkan YILDIZ
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 









Nefroloji Nedir ?

Nefroloji, böbreklerin yapısı, işlevleri ve hastalıklarını inceleyen bilim dalıdır. Nefroloji, adını Yunanca böbrek anlamına gelen nephros sözcüğünden alır. Böbrek(ler) ile ilgili anlamında kullanılan renal sözcüğü ise Latince renalis sözcüğünden gelir.

Böbreklerin Yapısı ve Görevleri

Böbrekler karın arka duvarında, bel bölgesinin her iki yanında ve karın zarının (periton) arkasında yer alır. Her biri ortalama 10-12 cm boyunda ve 120-160 gram ağırlığındadır. Kuru fasulye tanesi biçiminde olan iki adet böbreğin üst tepesinde kana önemli hormonlar salgılayan birer böbreküstü (adrenal) bezi bulunur. Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Böbrekte idrarın yapıldığı temel yapıyı oluşturan nefron, kanın süzüldüğü glomerül ve devamı olan tüplerden oluşur. Her böbrekte yaklaşık bir milyon nefron bulunur.



Böbrekler çok sayıda işlevi aynı anda yerine getirir. Böbreklerin yapısı, temel işlevlerini etkin bir biçimde yerine getirecek şekilde gelişmiştir. Böbrekler idrar yoluyla atık ve zararlı ürünlerin vücuttan uzaklaştırılmasını, vücuttaki tuz ve su dengesini ve kandaki çeşitli minerallerin sabit bir düzeyde tutulmasını sağlarlar.

Hipertansiyon

Kan dolaşımının sağlanması için gerekli olan kan basıncının normal düzeyi olarak kabul edilen; büyük tansiyon (sistolik) için 140 mmHg, küçük tansiyon (diyastolik) için 90 mmHg değerlerinden sürekli olarak yüksek olması hipertansiyon (yüksek tansiyon) olarak kabul edilir.

Hipertansiyon, kalp ve böbrek hastalıkları için temel risk faktörüdür. Tedavi edilmediği takdirde beyin dolaşımı, kalp, damar, göz ve böbrek hastalıklarına yol açar ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Hipertansiyon tanısı alan hastalarda uygun tedaviye başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.

Yüksek kan basıncının değişik nedenleri vardır. Ancak çoğu zaman nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bu durum “esansiyel hipertansiyon” ya da “primer (birincil) hipertansiyon” olarak adlandırılır. Ancak hipertansiyon bazen, hastada mevcut olan böbrek hastalığı, böbrek damarlarının hastalığı, hormonal bozukluklar gibi başka bir hastalığa ya da ilaçlara da bağlı olarak gelişebilir. Böyle bir durumda ortaya çıkan hipertansiyon ise “sekonder (ikincil) hipertansiyon” olarak adlandırılır.



Hipertansiyon, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Ülkemizde erişkin her 3 kişiden 1’inde hipertansiyon vardır. Kadınlarda hipertansiyon sıklığı erkeklerden daha yüksektir. Hipertansiyonun farkında olma ve tedavi alma oranları oldukça düşüktür. Hipertansiyon farkındalığının bu denli az olmasının önemli nedenlerinden birisi kan basıncının yeterince ölçülmemesidir. Böbrek hasarına ilişkin değerlendirmeler, ülkemizde hipertansif hastaların yaklaşık % 6’sında kronik böbrek hastalığı olduğunu göstermektedir.

Hipertansiyon tedavisinde uygulanması gereken temel prensipler; diyetle kişinin ideal vücut ağırlığına getirilmesi, sigara kullanılmaması, düzenli egzersiz yapılması, tuz kısıtlaması, diyabet ve hiperlipidemi gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve tedavisi, tansiyon düşürücü (antihipertansif) ilaç tedavileridir.

Hipertansiyon ve Böbrek İlişkisi

Hipertansiyon ile böbrek hastalığı ilişkisi, daha doğrusu hipertansiyonun neden olduğu böbrek hastalığı anlamında bir ilişki 19. yüzyıl sonlarından beri bilinmektedir. Hipertansiyon damarları etkileyen bir hastalık olduğu için kalp ve beyin gibi böbrekleri de hedef organ olarak seçmektedir. Kan basıncı kontrol altına alınamazsa hipertansiyon böbrek hastalığının seyrini de hızlandırmaktadır. Böbrek hastalıklarının bazılarında (özellikle nefritlerde) en sık görülen bazen ilk belirti hipertansiyondur. Böbreklerin taş ve iltihap nedeniyle hasar gördüğü durumlarda da yine hipertansiyon görülebilir. Sonuç olarak, böbrekler hipertansiyonun nedeni olabileceği gibi kurbanı da olabilir.

Böbrek Yetmezliği

Böbrek yetmezliği böbrek işlevlerinde bozulma olarak tanımlanır, ani (akut) veya sinsi (kronik) seyirli olmak üzere iki şekilde gelişebilir.

Akut böbrek yetmezliği, böbrek işlevlerinde saatler veya günler içerisinde bozulmanın sonucunda kanda üre ve kreatinin gibi nitrojen artık ürünlerinin birikmesi olarak tanımlanabilir. Sıvı kaybı, kanamalar, kalp yetmezliği, karaciğer yetmezliği, böbrekte dokusal ve damarsal hastalıklar, ilaçlar, hemato-onkolojik hastalıklar, ürolojik hastalıklar, bağ dokusu hastalıkları, yaygın enfeksiyon ve ağır yaralanmalar akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Tedavisi yol açan nedene göre değişiklik gösterir. Çoğunlukla geri dönüşümlü bir durumdur, ancak bazı hastalarda kalıcı böbrek işlev bozukluğu gelişebilir.

Kronik böbrek yetmezliği, böbreğin tüm işlevlerinin kalıcı ve ilerleyici bir şekilde bozulmasıdır. Geri dönüşümlü bir durum değildir. Ülkemizde ve birçok ülkede kronik böbrek yetmezliğinin en sık görülen iki nedeni şeker hastalığı ve hipertansiyondur. Ayrıca çeşitli nefritler, taş hastalığı, idrar yollarındaki yapısal bozukluklar, infeksiyonlar, özellikle polikistik hastalık olmak üzere böbreğin kalıtımsal hastalıkları da kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir.



Hastalara böbrek yetmezliği teşhisi, çoğu zaman belirgin bulguları olmadığından dolayı tesadüfen veya başka sebeplerle doktora gittiklerinde konulmaktadır. Böbrek yetmezliği olan hastalar hekime çeşitli belirti ve yakınmalarla başvurulabilir. Bunlardan başlıcaları; vücutta şişlik, tansiyon yüksekliği, idrar miktarında azalma veya artma, gece idrara çıkma, sık idrar yapma, ağrılı idrar, idrardan kan gelmesi ve renk değişikliği, bel, yan ve kasık ağrılarıdır.

Üremi; kronik böbrek yetmezliğinin neden olduğu tüm klinik ve biyokimyasal anormallikleri içeren bir deyimdir ve birçok kaynakta kronik böbrek yetmezliği ile eş anlamda kullanılmaktadır. Kronik böbrek yetmezliğinden etkilenmeyen organ veya sistem hemen hemen yoktur.

Kan basıncı ölçümü, iyi bir fizik muayene, tam idrar tetkiki ve kan biyokimyasıyla böbrek hastalığı anlaşılabilir. Erken teşhis ve tedaviyle birlikte gerekli önlemler alındığı takdirde böbrek yetmezliğinin ilerlemesi yavaşlatılabilir veya durdurulabilir.

Kronik böbrek yetmezliği takip ve tedavi edilmediği takdirde son dönem böbrek yetmezliği kaçınılmazdır, hastalar hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek nakli gibi böbrek yerine koyma tedavilerine ihtiyaç duyarlar.

Nefroloji Bölümü

Nefroloji bölümünde erişkin hastalarda hipertansiyon, böbrek hastalıkları, diyaliz (hemodiyaliz/periton diyalizi) ve böbrek nakli tanı ve tedavi hizmetleri, modern tıbbın ve çağdaş dünyanın ölçütlerine uygun olarak uzman sağlık personeli tarafından gerçekleştirilmektedir.

Nefroloji Bölümünde Uygulanan Tanı ve Tedavi Hizmetleri :

  • İdrar tetkiki ve mikroskopisi
  • 24 saatlik idrar analizi
  • Böbrek işlevleri ile ilgili kan testleri
  • İmmünolojik testler
  • 24 saatlik kan basıncı izlemi
  • Sintigrafik yöntemler
  • Radyolojik yöntemler
  • Böbrek biyopsisi
  • Böbrek anjiyografisi ve anjiyoplasti
  • Doku tiplendirmesi
  • Hemodiyaliz işlemi
  • Periton diyalizi işlemi
  • Böbrek nakli hazırlığı ve nakil sonrası takip



Polikliniğimize başvuran hastaların daha önce yapılmış olan tetkik ve tedavi sonuçlarını, kullanmakta oldukları ilaçları, eğer yüksek tansiyon öyküleri varsa günlük kan basıncı takiplerini getirmeleri muayene sürecini kısaltacaktır.