Kliniklerimiz › Gastroenteroloji
Ana Sayfa  ›  Kliniklerimiz  ›  Gastroenteroloji  ›  Reflü

REFLÜ


Mide içindeki asit içeriğin yemek borusuna geri kaçmasına “reflü” denilir. Reflü, fizyolojik bir durumdur. Bebeklik döneminden itibaren görülebilmektedir. Örneğin bebekleri biraz fazla emzirdiğinizde gaz çıkarma sırasında bir miktar kustuğu herkes tarafından bilinen bir durumdur. Bu, bir çeşit reflü olup fizyolojiktir. Erişkin insanlarda da beslenme hataları sebebiyle mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması söz konusu olabilmektedir. Bu durum, geğirme ya da hıçkırık sırasında ya da durup dururken olabilmektedir. Bu geri kaçış olayı, tek tük olduğunda önemsenmemekte ve “fizyolojik reflü” olarak değerlendirilmektedir.



Haftada 2 kezden daha sık reflü olması durumunda “patolojik reflü” yani reflü hastalığından söz edilebilir. Reflü hastalığını tetikleyen faktörler vardır. Bunlar gıdalar (acı, ekşi, turşu, baharat, bol yağlı ve salçalı yemekler, kızartma, çiğ soğan, çikolata, şerbetli tatlılar, asitli ve gazlı içecekler, alkol), beslenme hataları (hızlı yemek, aşırı miktarda yemek), yaşam tarzı hataları (yemek sonrası öne eğilerek oturmak, yemek sonrası yatmak, dar giysilerle karın ve mide bölgesinin sıkıştırılması, sporsuz ve hareketsiz yaşam) olarak sıralanabilir.
Bu faktörlerin yanı sıra insanın elinde olmayan bazı rahatsızlıklar da reflü oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Bunlar mide kapakçığındaki gevşeklik ya da genişlemeler, mide fıtığı, mide boşalmasında yavaşlama, mide çıkışında darlık ya da tıkanıklıklar olarak sayılabilir. 

Tüm bu faktörlerin bir ya da birkaçı bir araya gelerek reflü hastalığını ortaya çıkarabilir. Reflü hastalığının temel iki belirtisi vardır. Birincisi; midede ya da yemek borusunda yanma, ikincisi ise yemek borusuna ve ağza acı su gelmesidir. Bu iki temel belirtiye ilave olarak kronik öksürük, ses kısıklığı, boğazda sürekli iritasyon ve farenjit hali, göğüs ağrıları ve göğüste yanma hissi de olabilmektedir. 

Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
Yukarıda bahsedilen yakınmaları olan hasta derhal doktora başvurmalı ve gereken tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konularak tedavisi düzenlenmelidir. Tanısı konulmuş, diyetine ve tedavisine devam etmekte olan kişilerde tedaviye rağmen geçmeyen şikâyetler varsa, sıvı ya da katı gıdaların yutulması sırasında yemek borusunda ağrı, yutma güçlüğü ya da takılma hissi oluyorsa hiç vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. 

Reflü kimlerde daha sık görülür?
Reflü hastalığı, kadın ya da erkek, yaşlı ya da genç herkeste görülebilir. Görülme sıklığı her geçen gün artmaktadır. Bu artışta beslenme tarzı ve yaşam koşulları oldukça önemli rol oynamaktadır. Yemek saatleri düzenli olmayan, vakitli vakitsiz yemek yiyen, reflüjenik gıdaları (asitli-gazlı içecekler, demli çay, kahve, kızartma, yağlı-acılı-baharatlı-salçalı yemekler, soğan, ekşi, turşu, çikolata, alkol) sık ve çok tüketen kişilerde daha çok ortaya çıkmaktadır. Yine kilo fazlası olan kişiler de reflü hastalığı bakımından daha yüksek risk altındadırlar. 

Reflü tanısı nasıl konulur?
Reflü hastalığı tanısı konulurken, birçok veriden yararlanılır. İlk başta hastanın şikayetleri dinlenir ve bazı sorularla hastalık daha da detaylı bir şekilde irdelenir. Bunu takiben fizik muayene ile bu şikâyetlere sebep olabilecek bir hastalığa ait muayene bulgusu var mı araştırılır. 

Reflü hastalığı ön tanısı konulduğunda tanıyı desteklemek amacıyla röntgen incelemelerine ya da endoskopik incelemelere ihtiyaç duyulur. Endoskopik incelemelerin gelişmesi, yaygınlaşması ve sedasyon (uyutma) yardımıyla konforlu hale gelmesi sonucunda reflü tanısında röntgen incelemelerinin ağırlığı oldukça azalmıştır. 

Endoskopi yapıldığında yemek borusu, mide kapakçığı, mide ve mide çıkışındaki yapılar detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Bu sayede reflü hastalığının tanısı, sebebi, oluşan hasarlanma ve hastalığın ciddiyeti hakkında bilgi edinilmektedir. 
Yemek borusuna geri kaçan asit miktarını ölçen ve parametrik olarak reflü şiddetini belirleyen yöntemler de vardır. Bunlara “özofageal pH metri (Yemek borusundaki pH’yı ölçen)” denilir. Bu ölçme, günümüzde iki yöntemle yapılmaktadır. Birincisi burundan mideye kadar indirilen ve “kateter” denilen ince borular yardımıyla asit ölçümü yapılması yöntemidir ki bu eski yöntemdir. Burada 24 saat boyunca hasta burnundan midesine inen ince boruyla bir cihaza bağlı olarak zaman geçirir. İkincisi ise, “BRAVO kapsül pH metri” yöntemidir. Bu yöntem, yenidir. Hastanemizde de mevcut olan bu yöntemde yemek borusunun alt ucuna endoskopik yöntemle bir çip yerleştirilmekte ve bu çip sayesinde 48 saat boyunca asit ölçümü yapılabilmektedir. Bu yöntemde burunda herhangi bir kateter yoktur. Yemek borusundaki çip ölçümlerini telsiz frekansı ile kemere takılan bir alıcı cihaza gönderir. Alıcı cihazda 48 saat boyunca toplanmış olan veriler bilgisayarda döküm haline getirilerek değerlendirilir. Bu 48 saatlik süre içerisinde kemere takılı olan alıcı cihaz dışında herhangi bir kablo ya da kateter yoktur. Bu da kişinin beslenme, banyo, gezme, yatıp uyuma, iş, alışveriş gibi günlük yaşamına aynen devam edebilmesine olanak sağlamaktadır. 

Reflü nasıl tedavi edilir? 
Reflü hastalığı tedavisi, hastalık sebebiyle ilişkilidir. Kontrolsüz ve ölçüsüz bir şekilde beslenen, reflüjenik gıdaları çok ve sık tüketen bir kişide tedaviye önce beslenmeyi disiplinize ederek başlamak gerekmektedir. Beslenme yaşam tarzı düzenlemeleri tedavide ilk ve en önemli basamaktır. Çünkü reflü hastalığında en sık sebep, bu konudaki hatalardır. Obezite tarzı kilo fazlası olanların kontrollü bir şekilde kilo vermeleri de reflü şikâyetlerinin azalmasına önemli katkı sağlayacaktır.

Reflü hastalığında olay, mide asitinin yemek borusuna geri kaçması olduğundan beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile bu asit kaçışı azaltılamıyor ya da önlenemiyorsa şikâyetler tam geçmeyecektir. Bu durumda mide asitini azaltacak ilaçlar devreye sokulmaktadır. Bu ilaçlar yemek borusuna kaçan asitin şiddetini azaltmakta ve şikâyetlerin azalmasını ya da geçmesini sağlamaktadır. İlaçlar şikâyetleri azaltmaktan başka varsa yemek borusundaki hasarların iyileşmesini de sağlamaktadır. Düzenli ilaç kullanımı bu hasarların tekrar oluşma riskini de azaltmaktadır. Buna ilaveten hastada mide fıtığı ya da çok genişlemiş bir mide kapakçığı durumu varsa ameliyat edilerek bu anatomik bozukluğun düzeltilmesi de tedavi seçeneklerindendir. Ameliyat laparoskopi yöntemiyle (kapalı yöntemle) yapılabilmektedir.

Özet olarak söylemek gerekirse; diyet şarttır. Diyete ilave olarak ihtiyaç duyulursa ilaç kullanılmalıdır. Diyet ve ilaca rağmen sorun devam ederse ve ameliyatla düzeltilebilecek bir patoloji varsa ameliyat da seçenekler arasında olmalıdır.

Tedavi ve iyileşme süreci sonrasında nelere dikkat edilmelidir?
Anlaşıldığı gibi reflü hastalığı bir kere tedavi edilen ve sonrasında ömür boyu rahat edilen bir hastalık değildir. Reflü hastaları her zaman kilolarına, beslenme tarzlarına, yaşam tarzlarına, giyinme tarzlarına dikkat etmek durumundadırlar. Bu diyet odaklı yaşam devam ederken, reflü yakınmaları olduğu ya da belirginleştiği dönemlerde diyete ilave olarak ilaçlarda kullanmak durumunda kalacaklardır. Bu ilaç kullanma süresi, hastadan hastaya değişmektedir. Diyet ne kadar düzgün olursa, ilaç kullanma ihtiyacı o kadar az olmaktadır.